Logom

Kaya Üzeri Resimler ve Yazılar-3

Hakkari Gevaruk

Prof. Dr. Necati DEMİR

4. Türk Karakterli Kaya Üzeri Resim ve Motiflerin (Petroglif)

Yayılma Alanları:

Türk (Runik) 51 alfabesinin de kaynağı olan kaya üzerine çizilen Türk karakterli resimler ve figürlerin yayılma alanı, aynı zamanda Türklerin ve Türk kültürünün yayılma alanlarını da ortaya koymaktadır.

Şimdiye kadar tespit edilenlerden hareketle Türk karakterli kaya üzerine çizilen resimler ve figürlerin yayılma alanlarını ve sınırlarını şu şekilde gösterebiliriz: Merkezi; Kazakistan, Çin, Moğolistan ve Rusya Federasyonu’nun sınırları içerisinde kalan Altaylar bölgesi ve Tanrı Dağları çevresi olduğu kuvvetli bir ihtimaldir. Ancak en eski örneklerinin Sibirya’da bulunması, dikkat çekicidir. Daha doğuda Moğolistan sınırları içerisinde binlerce örneği bulunduğu, bütün bilim âleminin malumudur. Daha da doğuya, Büyük Okyanus kenarlarına, Mançurya’ya kadar uzamaktadır 52.

Kazakistan 53, Kırgızistan 54, Türkmenistan, Özbekistan 55, Tacikistan 56 sınırları içerisinde sayısız örneklerinin bulunduğu, çeşitli yayınlarla duyurulmuştur.

Nahcivan ve Azerbaycan’ın da pek çok bölgesinde kaya üzerine çizilen Türk karakterli resim ve figürler tespit edilmiştir. Hatta Hazar Denizi’nin kenarında yeralan Kubistan, Türk karakterli kaya üzeri resim ve figürlerin önemli istasyonlarından birisidir ve çok zengindir 57.

Çin, Hindistan, Pakistan ve İran araştırılmaya muhtaçtır. Arabistan’da bulunan örnekleri, Türk yazısı da içermesi bakımından gerçekten ilgi çekicidir 58.

Türkiye, buluntuların en zengin olduğu bölgelerden birisidir. Şimdiye kadar yaklaşık 50 ayrı yerde, çeşitli sayılarda, kaya üzeri Türk karakterli resim ve figür ile yazılı kitabeye rastlanmıştır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, belirleyebildiğimiz kadarıyla, bunlardan yalnızca Söke bölgesinde olanlar hakkında, tasvirî olmak kaydıyla, akademik araştırma yapılmıştır.

Ermenistan 59, Gürcistan 60, Rusya 61, İskandinav ülkeleri 62, İskoçya, Danimarka 63, Moldovya, Romanya, Macaristan (Transilvanya), Bulgaristan, Kosova 64, Almanya, Avusturya, İtalya 65, Fransa 66 hatta İspanya’da 67 Türk karakterli kaya üzeri resim ve fügürlerin (petroglifler) bulunduğu ülkeler arasında yer almaktadır.

Özetlenecek olursa, Türk karakterli kaya üzeri resim ve yazıların Asya ve Avrupa kıtasının büyük bölümü ile Afrika’nın kuzeylerinde yaygın halde görülmektedir.

Türkler gittikleri hemen her yerde kimlik kartlarını coğrafyaya yer isimleri ile de kazımışlardır. Ankara ismi bu duruma güzel bir örnektir. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir. Baykal Gölü’nün kuzey batısında Angara isimli bir şehir bulunmakta ve tıpkı Ankara gibi tiftik keçisi ile ünlüdür. Aynı isim; Baykal Gölü’nün güney batısında Angarsk, Taşkent’in güneyinde Angran, Letonya’da Engüre, İspanya’da Enguera, Fransa’da Angers, Afrika’nın ortalarında Angra biçiminde karşımıza çıkmaktadır.

Türk karakterli kaya üzeri resim ve yazıların coğrafyasına paralel olarak dünya üzerine yayıldığına şahit olduğumuz diğer bir unsur da; ağaç uçlarını oymak suretiyle çivi kullanılmadan, taraklama usulüyle, kare veya dikdörtgen şeklinde birbirine bağlanması esasına dayanan mimarlıktır. Türkiye’de serendi / serender, seren, serende, serenti, serenter, serentir, serentire adı verilen bu yapı biçiminin aynısı, Tuva Cumhuriyeti’nde Arzhan 68 yakınlarında bulunan Seyhan-Altay bölgesinin en büyük anıtında ortaya çıkmıştır 69. Zemininin taşla çıkılıp duvarlarının yatay ağaçlarla oluşturulduğu yapı biçimi ile Güney Sibirya Türklerinin ve Uygurların da ev yaptıkları da bilinmektedir 70. Aynı tarz mimarlık örneğini M.Ö 400’de Anadolu’da görmekteyiz. Ksenophon, Anabasis adlı eserindeki bilgilere göre Onbinler, Trabzon’dan batıya giderken (M.Ö. Eylül 401-Mart 399) bugünkü Giresun ile Ordu arasında Massagetler’e 71 rastlarlar. Ksenophon’un verdiği bilgilere göre Mossynoikler, ağaçların yatay olarak üst üste yığılması suretiyle inşa edilen evlerde oturmaktaydılar. Mossynoik, “ağaç kule, ağaç kalede oturanlar” manasına gelmekte olduğu için bu adla anılmışlardır.

Günümüz Türkiye’sinde Sinop yakınlarından başlayıp Sarp sınır kapısına kadar uzanan sahil boyunca ahşap mimarînin ilgi çekici bir örneği olarak dikkatleri çekmektedir. Sahilden Canik, Giresun ve Doğu Karadeniz Dağları’na çıkan dik çizgiler boyunca dağınık şekilde kurulmuş köylerde çok sık rastlanmaktadır. Bu dağların güney yamaçlarında kalan bölgede ise çok az olmak üzere Oltu, Şenkaya, Olur ve Tokat’ın bazı köylerinde görülmektedir. Hatta Niksar’ın bir köyünün ismi Serenli’dir. Toroslar’da; Bursa, Bolu, Düzce, Kastamonu ve Zonguldak’ın bazı yörelerine, bizzat gördüğümüz bu mimarî tarz yalnızca Asya ile sınırlı değildir.

Macaristan’da aynı tarzda yapılar bulunduğunu rivayete dayalı olarak bilmekle birlikte Avusturya ve İsviçre Alpleri’nde bizzat kendimiz müşahede etmişizdir. Buyapı biçimi hakkında tarafımızdan birkaç akademik çalışma bilim dünyası ile paylaşılmış olup 72 araştırmalarımız Avrupa ve Asya kıtasının tamamını kapsar şekilde devam etmektedir.

Dünyada hiçbir şeyin tesadüf olmadığı düşünülürse, bu ortaklık ve kaya üstü resim ve figürleri ile yazılar ile yer isimleri paralelliği nasıl açıklanabilir? Galiba bilim âleminin Türkler hakkında çözemedikleri hâlâ pek çok konu var… Bütün bu bağlantılar, paralellikler, ilişkiler doğru incelenip okunduğunda veya hiç değilse yorumlandığında, dünya tarihi ile ilgili pek çok karanlık noktanın aydınlığakavuşacağı muhakkaktır.

Sonuç:
Türk tarihi ve kültürü konusunun hemen her alanında çok ciddî araştırmalar ve çalışmalar yapıldığı rahatlıkla söylenebilir. Fakat çalışmaların birbirinden kopuk yapılması, çalışmaların kapsamının dar olması, çağın teknolojilerinin gereği gibi kullanılamaması ve bir merkezde toplanamaması sebebiyle, net sonuçlar ortaya konulamamaktadır. Durum böyle olunca eldeki çalışmalarla Türk ülkeleri ve bölgeler konusunda toplu veriler elde edilememektedir. Her bilim dalı kendi içerisinde gelişmekte ve bilimler arası ilişki zayıf olduğu için dil, tarih ve kültür konuları ayrıntılı olarak incelenememektedir.

Türk kültürü konusunda yapılan çalışmaların tamamı bir araya toplanmalı, Türk milletinin aslî kültür unsurları belirlenmelidir. Bir sonraki aşamada ise bilim dalları arası ortak çalışma projeleri yapılarak Türk kültürü haritaları hazırlanmalıdır. Türk dünyasının birlik ve beraberliği ile Türklüğün dünyadaki yeri açısından bu son derece önemlidir. Hakkâri ve Kayseri’de derlenen bir masalın, bir ninninin, bir efsanenin Almatı ve Bişkek’te de tespit edilmesi, Türkiye’deki ve Türk dünyasındaki Türk kültürü yapısının belirlenmesinde gerçek sonuçlar verecektir. Ayrıca pek çok bilim adamının tereddüde düştüğü konular netleşecek, pek çok bilim adamı da abesle iştigal etme meşguliyetinden vazgeçecektir.

Kaya üzerine çizilen Türk karakterli resimler ve figürlerin okunması, değerlendirilmesi ve yorumlanması aşamasına kolay gelinmedi. Bu konuda yaklaşık 20 yıllık bir hazırlığımızın olduğunu belirtmek isteriz. Dünya üzerinde bulunan kaya üzeri resim ve figürler ile ilgili arşiv yaparken, diğer yandan da 22 yıldır Türk sözlü kültür ürünlerini derledik ve arşivlerini kurduk. Bir başka çalışma alanı olarak Türk destanlarını seçtik; konu ile ilgili olarak kitap, makale, ansiklopedi maddesi ve bildiri boyutunda onlarca çalışma yaptık. Bütün bunların çok karmaşık halde karşımızda duran kültür unsurlarının çözülmesinde faydalı olacağı açıktır.
Daha sonraki çalışmalarımızda, Türk karakterli kaya üzerine çizilen resimler ve figürler ile yazıların dünya üzerindeki dağılışı ve motifler, ilgili kültür unsurları ile birlikte, ele alınacaktır. Ayrıca her motifin tarihî alt yapısı, yine diğer kültür unsurları ile karşılaştırılarak incelenecektir. Motiflerin ve figürlerin petroglif, ideogram, piktogram, damga, hece, yarı hece ve harfe doğru olan yolculuğu üzerinde durulacaktır

51 Türk karakterli yazı, ilk olarak 1800’lü yıllarda İskandinav ülkelerinde tespit edilir, “sır, esrar, giz, gizemli” anlamına gelen Runik kelimesi ile adlandırılır. Orhun Abideleri bulunduğunda, yazı karakterinin İskandinav ülkelerinde daha önce tespit edilenlerle benzer olmasından dolayı Türk karakterli yazı, Runik adıyla yaygınlaşmış ve terimleşmiştir. Hatta Orhun Yazıtları,İskandinav yazı sitemi ile okunmaya çalışılmıştır.
52 İsmail Doğan, “Runik Yazının Gelişim Coğrafyası ve Yayılma Sahası”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2000, s. 161.
53 Z. Samashev, “Petroglyphs of Kazakhstan”, Petroglyphs of Central Asia, Bishkek 2001, s. 151-220.
54 K. Tashbayeva, “Petroglyphs of Kyrgyzstan”, Petroglyphs of Central Asia, Bishkek 2001, s. 9-79
55 M. Khujanazarov, “Petroglyphs of Uzbekistan”, Petroglyphs of Central Asia, Bishkek 2001, s. 80-121.
56 V. Ranov, “Petroglyphs of Kaztadjikistan”, Petroglyphs of Central Asia, Bishkek 2001, s. 122-150.
57 İ. M. Cərərzadə, Qubistan –Kayaüstü Resimler–, Bakı 1997.
58 mc2.vicnet.net.au/home/date/web/index.html (E.T: 02. 05. 2009).
59 Firudin Ağasıoğlu, “Artaşes çağından kalma Yazılı Daşlar”, Türkeli, Dekabr 2008, S. 3, s. 20-22.
60 İsmail Doğan, Kafkasya’daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, Ankara 2000, s. 250.
61 S. Ya. Bayçarov, Avrupa’nın Eski Türk Abideleri, (çeviren: Muvaffak Duranlı), Ankara 1996; Doğan, age.
62
http://www.europreart.net/slide.htm (E.T: 31. 05. 2009).
63 İsmail Doğan, “Runik Yazının Gelişim Coğrafyası ve Yayılma Sahası”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2000, s. 151-173.
64 Kosova’nın Prizren iline bağlı Dağdaş ilçesi ve 20 köyden oluşan Gora Bölgesi’ndeki alan araştırmalarımız sırasında varlığını bildiğimiz yazıt ve taş üstü resimlere ulaşma fırsatı bulamadık. Daha önce çektiği fotoğrafları bize verme nezaketi gösteren Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’nateşekkür ediyorum.
65
http://www.europreart.net/slide.htm (E.T: 31. 05. 2009).
66
http://www.europreart.net/slide.htm (E.T: 31. 05. 2009).
67
http://www.europreart.net/slide.htm (E.T: 31. 05. 2009).
68 Arzıhan, İskitlerin bir boyunun ismidir. Bu isim Türkiye’de Murat Irmağı’nın eski ismi, Arzani olarak
karşımıza çıkmaktadır.
69 Leonid S. Marsadolov, “Milattan Önce IX-VII. Yüzyıllarda Saylan Altay Göçebeleri”, Türkler Ansiklopedisi,
C. 1, s. 526-532.
70 Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, C. 3, Ankara 1991, s. 44, 143, 154.
71 Ksenophon,Anabasis, s. 215-223. Strabon, onların bir bölümünün Hazar Denizi’nin doğusunda yaşadıklarını bildirmektedir (Strabon, Coğrafya, Anadolu XII, (Çeviri: Adnan Pekman), İstanbul 1987, s. 43). Bizans kaynaklarında ise onların Türk olduğu kayıtlıdır (A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul1981, s. 23, 409-410).
72 Necati Demir, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Tarihî Alt Yapısı (Tarih, Etnik Yapı, Dil, Kültür),
Ankara 2005, s. 153-182; aynı yazar, “Ordu ve Yöresinde Serendiler”, Türkiye İş Bankası Kültür ve Sanat, S.36, Aralık 1977, s. 42-45; aynı yazar, “Serendi/Serender Kelimesi Üzerine“, Türk Dili, S. 617, Mayıs 2003, s. 443-447; “Trabzon ve Yöresinde Serenderler”, Erdem, C. 14, S. 41, Eylül 2004, s. 99-118.
______________________________________________________________________________________________

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>