Logom

Tag Archives: osmanlı safevi ilişkileri

Osmanlı – Safevi İlişkilerine Bir Bakış

Osmanlı-Safevi

Osmanlı-Safevi

 

Güçlü Türk devletleri arasında üstünlük mücadelesi, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi çerçevesinde değerlendirildiği zaman tarihin hemen her devrinde mevcut olmuştur. 15. yüzyıl başlarında Yıldırım Bayezid (1389–1402)-Timur (1370–1405); 15. yüzyılın ikinci yarısında Fatih (1451–1481)- Uzun Hasan (1453–1478) münasebetleri buna örnek olarak gösterilebilir. Bu tip ilişkilerden biri de Osmanlı Devleti’yle 16. yüzyılın başlarında Azerbaycan’da kurulmuş olan Safevi Devleti arasında yaşanmıştır. Öncekilerden farklı olarak Osmanlı – Safevi münasebetleri daha çok iz bırakmış görüntüsü vermektedir. Bu hegemonluk mücadelesinde bazen Avrupa ülkelerinin etkili olduğu da görülmüştür. Ayrıca, bu dönem Osmanlı – Safevi ilişkileri uzun yıllar sadece bir yandan ele alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu konuda son zamanlarda yapılan araştırmalar 16. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Osmanlı – Safevi ilişkilerinin çeşitli sebepler açısından incelenmesini öngörmektedir. Şah İsmail -Sultan II. Bayezid Münasebetleri Akkoyunlu Elvend Bey üzerinde Şerur’daki zaferinden sonra, 1501’in güzünde Tebriz’e gelen İsmail (1501–1524), Şahlığını ilân ederek, Azerbaycan ve Orta Doğu’da etkili olan Safevi Devleti’ni kurdu. Böylece, senelerden beri verilen mücadele sonunda, Safevi Şeyhlerinin düşüncesi ile Türkmen aşiretlerinin arzuları doğrultusunda hayal gibi görülen devletin kuruluşu gerçekleştirilmiş oldu. Bu durumda alınan tüm önlemlere rağmen, Osmanlı topraklarından Azerbaycan’a olan göç önlenememiş; İsmail, Tebriz’i ele geçirip devletini ilân etmişti. Bu sırada Venedik’le ciddî bir şekilde sorun yaşayan II. Bayezid (1481–1512), Safevi Devleti’nin kurulmasını engellemekte biraz geç kalmıştı. Aldığı önlemler ise sınır valileri yüzünden etkisiz olmuştur. Şah İsmail ise, 1502 baharında Erzincan’a doğru harekete geçti. Bunun sebebi, Şerur yenilgisinden sonra Diyarbakır’a kaçan Elvend Bey’in Erzincan civarına gelmiş olduğu haberi idi. II. Bayezid, Elvend Bey Diyarbakır’da iken, özel elçisi Mehmed Ağa Çavuşbaşıyla ona gönderdiği mektupla, şehzadeler arasındaki mücadeleye son vererek bütün kuvvetlerinin Safevilere karşı kullanmalarını önermiş ve bu konuda her türlü yardımı edeceğini bildirmişti. Muhtemelen Elvend, II. Bayezid’in mektubundan cesaretlenerek tekrar Safeviler’le mücadele için harekete geçmiş ve Tercan’ın güneyindeki Saru Kaya’ya gelmişti. Bunu haber alan Şah İsmail, Elvend Bey üzerine yürümüş; Elvend Bey ve askerleri yenilerek Tebriz yönüne çekilmiş; oradan Ucan’a gelmiştir.Şah İsmail’in Makü’den Tebriz’e geri döndüğünü haber alan Elvend Bey, Bağdat’a kaçmıştır. Ayrıca, bu dönemde II. Bayezid’in Akkoyunlu Sultan Murat’la da birtakım temasları olmuştur. Tayyib Gökbilgin’in tespitlerine bakılırsa, Osmanlı Devleti’ne sığınmış Akkoyunlu ümerasından Uzun Hasan’ın amcasının torunu olan Ferruhad Bey, II. Bayezid döneminde geri dönerek Şiraz’da Sultan Murat’ın hükümdar olması için yardımda bulunmuştur. Bu şahsın muhtemelen Sultan Murat’ın Şah İsmail’e yenilgisinden sonra, II. Bayezid’in son dönemlerinde Osmanlı Devleti’ne dönmesi yukarda ki görüşü teyit etmektedir. Safeviler, ilk dönemler Tebriz ve civarının çoğunlukla Sünnî olduğundan dolayı bu yöre halkına güvenemiyordu. Hatta Şah İsmail’e bazı reformlarını zorla hayata geçirmesine rağmen yakın adamları tarafından bu konuda dikkatli olması önerildi. Durum böyle olunca, Safevi Devleti’nin güçlü ve büyük devlet olması için çok sayıda askeri kuvvete ihtiyaç vardı. Şah İsmail, güvenilir askerî gücünü, aynı zamanda müritleri olan Anadolulu Türkmenler arasından sağlamak zorunda idi. Bu nedenle, H.908 (1502–1503) ’de Şah İsmail, II. Bayezid’e bir mektup göndererek kendisine bağlı sofîlerin Erdebil’deki tekkeye gelmeleri için izin verilmesini rica etmişti. Onun bu isteği II. Bayezid tarafından kabul edilmemiştir. Ciddi engellemelere rağmen Osmanlı Devleti de, yeni kurulmuş Safevi Devleti ile ilişkilerini sürdürmek zorunda idi. II. Bayezid H.908 (1502–1503)’de altı dış ülke temsilcisini aynı günde kabul etti. Bunlardan biri de Safevi Devleti’nin gönderdiği elçilik heyeti idi. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin resmen Safevi Devleti’ni tanıması anlamına gelmekte idi. Böylece, Osmanlı-Safevi münasebetlerinde diplomatik ilişkiler de resmen kurulmuş oldu. Buna karsılık II.Bayezid, H.910 (1504–1505) kışında Mehmed Çavuş Balaban başkanlığındaki elçilik heyetini Safevi Devleti’ne göndermiştir. Osmanlı elçisi, Şah İsmail’e II. Bayezid’den iki mektup götürmüştü. Mektupların birinde İsmail’e “Şah” yerine “Emir” yazılmış; Akkoyunlu Murat’a karşı kazanılan zaferi tebrik edilmiştir. Diğerinde ise II. Bayezid’den Şah İsmail’e öğütte bulunulmuştur. Ancak, bundan sonraki yazışmalarda İsmail’e “Şah” diye hitap etmesi, onu devlet başkanı olarak kabul ettiğini göstermektedir. Böylece yumuşak; fakat samimi olmayan Osmanlı-Safevi ilişkileri başlamıştır. Bu durum, Şah İsmail’in Maveraünnehir hükümdarı Şeybani Han’ı mağlup edinceye kadar sürmüştür. Bu aralar Osmanlı Devleti tarafından birtakım tedbirler alınmasına rağmen Safevi ülkesine göçler devam etmekte idi. Bu da Osmanlı ekonomisini kötü bir şekilde etkilemiştir. Gidenlerin yerlerinin boşalması ve bu yüzden vergilerin ödenmemesi, tımar sistemine dayanan Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmıştır.Bunun önüne geçmek için bir müddet sonra II. Bayezid’in koyduğu yasakları sonucu Anadolu’dan Azerbaycan’a gidenlerin sayısı kısmen de olsa azalmıştı. Bunun üzerine Şah İsmail, II. Bayezıd’e bir mektup göndererek yasağın kaldırılmasını rica etmiştir. II. Bayezid ise, bunun bu şartlarda mümkün olmadığını, devletin çok zarar çektiğini ve zaten geri dönmeye söz verenlere bu yasağın uygulanılmayacağı cevabını vermiştir. Osmanlılarla Safevîler arasında bir diğer ilişki, Şah İsmail’in Dulkadiroğulları üzerine yaptığı sefer esnasında yaşanmıştır. Bazı Osmanlı kaynakları bu seferin nedenini Alaüddevle Bey’in kızını Şah İsmail’e vermemesi olarak yazmaktadır. Fakat asıl neden ise, Alaüddevle Bey’in Safeviler’e karşı Akkoyunlulara siyasî destek vermiş ve Osmanlı Devleti’yle birlikte sofîlerin Azerbaycan’a gitmelerini engellemiş olması gösterilebilir. Gerçekten Alaüddevle Bey, ilk başlarda Mara, Elbistan, Harput ve Yozgat bölgelerinden büyük bir topluluğun Şah İsmail’e gitmesinin doğuracağı tehlikeyi fark edememişti. Safevi Devleti kurulduktan sonra, özellikle 1502’den itibaren işin vahametini fark eden Alaüddevle Bey tepki göstermeye başlamıştır. Daha sonra Şah İsmail’in Dulkadir Beyliği’yle akrabalık kurarak bu sorunu çözmeyi düşündüğü anlaşılmaktadır. Dulkadiroğlu, ilk başlarda söz verdiyse de bir müddet sonra Osmanlı Devleti’nden yardım sözü aldığından, Şah İsmail’in Şiîliğini bahane ederek bundan vazgeçmiştir. Bununla da yetinmeyip, Şah İsmail’in düşmanı Akkoyunlu Murat’ı Maraş’ta barındırmış, kızı Benlü Hatun’u onunla evlendirmişti. Son olarak, Safevi elçisine iyi davranmamış; onu cezalandırarak Közgölü’nde hapsetmişti. Şah İsmail, yukarıda söylenen nedenlerden dolayı Alaüddevle ile hesaplaşmak için 1507’de Dulkadir Beyliği üzerine yürüdü. Bu seferde, Erzincan yolunu tercih etti. Bunun sebebi, Anadolu Kızılbaşlarını yanına celbetmek idi. Ayrıca Osmanlı’nın tutumu da Şah İsmail için önemli idi. Çünkü, Elbistan’a varmak için Osmanlı topraklarından geçmesi gerektiği için II. Bayezid’ten geçiş izni isteyen Şah İsmail, bir müddet sınırda haberi bekledi. II. Bayezid’in ricayı kabul etmesi üzerine Safevi ordusu halka zarar vermeden Elbistan’a doğru ilerledi. Buna benzer bir hadise Uzun Hasan döneminde de yaşanmıştı. II. Bayezid, Amasya valisi iken, hiçbir önlem alınmadan izin verildiğinden Akkoyunlular Osmanlı sınırını geçmiş ve Tokat’ı yağmalamıştı. Tekrar böyle bir olayın yaşanabileceği endişesiyle Yahya Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Ankara’ya kadar gelip, bu bölgeyi korumaya aldı. Bu şekilde önlem alınması, yöredeki Safevi taraftarlarının verecekleri zararları da engellemiş olmalıdır. Alaüddevle Bey, Safeviler karşısında dayanamayacağını anlayınca sarp Turna Dağı’na sığındı. Şah İsmail, bir müddet bekledikten sonra, hırsını Elbistan ve Maraş şehirlerinden aldı. Bu seferde, Safevilerin tek kazancı, Diyarbakır bölgesini denetim altına almaları olmuştur. Bu gelişmelerden sonra Osmanlı Devleti’nde büyük bir deprem vuku bulmuştu. Safevi Devleti ise, Maveraünnehir hakimi Özbek Şeybani Han’la mücadele etmekte idi. Bu yüzden, Osmanlı Devleti’yle ilişkilerini sıcak tutan Şah İsmail, Şeybani Han’la hesaplaşmak için harekete geçmiş ;1510 Aralığı’nda Şeybani Han’ı ağır bir yenilgiye uğratmış; Herat, Merv ve Belh şehirleri dahil tüm Horasan bölgesini Safevî sınırlarına katmıştır. Şeybani’ye karşı kazandığı zaferden sonra daha da güçlenen Şah İsmail’in dış politikada değişiklik yaptığı görülmektedir. Safevilerin karşısında dünya devleti olmak için tek engel olarak artık Osmanlı Devleti kalmış idi. Bu yüzden, Osmanlı’ya karşı baskılarını propaganda yoluyla artırmıştır. Aynı zamanda Şah İsmail’in başarıları, Anadolu’da yaşayan Safevi sempatizanı pek çok kişinin o taraflara göç etmesine neden olmuştur. Halk arasında da “Şah İsmail yakında bir sefer düzenleyerek Osmanlı ülkesini hâkimiyeti altına alacak.” diye dedikodular dolaşmaya başlamıştır. Buna mukabil Safevi taraftarları, Şah geldiği zaman ona yardım için ciddî bir şekilde silahlanmaya başlamışlardı. Bu faaliyetleri “ Şeyh” diye tanınan Safevi halifeleri yönetmişlerdir. Bu dönemde Anadolu’da Şah İsmail taraftarları o kadar artmıştı ki, şehzade Korkut ve Şeyhin Şah, saltanat mücadelelerinde onların desteğini elde etmek için Safeviliğe meyilli görünmek zorunda kalmışlardır. Diğer taraftan, Osmanlı yönetimi, ülkeyi sarmış bu tehlikeyi önlemek için birtakım tedbirler almaya başladı. II. Bayezid’in uygulamaya soktuğu sıkı teftiş sonucu kırmızı taçlı herkes Safevi müridi oldukları gerekçesiyle yakalanarak idam edilmiştir. Ayrıca sofîliğe meyli görünen ve Osmanlı Devleti’ne karşı hareket eden kişiler, aileleri ile birlikte Mora adasına sürülmüştür. Ülkenin her tarafına ulaklar gönderilerek valilerden Safevi taraftarlarının denetimlerinin sıkı yapılması istenmiştir. Bunun sonucu, Rumeli ve Anadolu’da çok sayıda köy ve kasaba büyük ölçüde boşalmış, devlet ciddî anlamda ekonomik buhran tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Şah İsmail ise, Şeybani Hanlı Özbekleri mağlup ettikten sonra kendisini Timur kadar güçlü görmüş, fakat Osmanlı engelini de hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Osmanlı’nın gücünü almak için, adeta bu devleti içinden çökertme yoluna gitmiştir. Bunu yaparken Osmanlı Devleti’yle olan ilişkilerine çok dikkat etmiş, hem askerî, hem de ekonomik bağlantısının birden bire kesilmesini istememiştir. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin sosyal yapılanmadaki sorunlarından ve siyasi durumundan faydalanma yönüne gitmiştir. Bunun için Safevilik propagandasının Osmanlı toplumunda gizli bir şekilde yapılmasını sağlamıştır. Şah İsmail, II. Bayezid’in aldığı tüm önlemlere rağmen faaliyetlerinde büyük ölçüde başarılı olmuştu. Ayrıca, Avrupa ülkeleri de Osmanlı’ya karşı Safevilerle ilişkiler kurmaya çalışmışlardır. Bunun sonucu olarak Venedikliler 1502’den itibaren Safevilerle ilgilenmeye başlamıştır. Buna karşılık Şah İsmail de 1508’de bir elçilik heyetini Venedik’e göndermiş; ancak Osmanlı Devleti’nden çekindiği için Venedik Hükümeti buna soğuk yaklaşmış veyahut iki büyük devletin uzun müddetli çarpışarak yıpranmalarını düşünmüştür. Bu dönem Safevi-Osmanlı ilişkilerindeki bir önemli olay da Nisan 1510’da başlayan ve bir seneden fazla süren Şah Kulu isyanı meselesidir. Şah Kulu, Hamid ve Teke-ili (Isparta ve Antalya civarları) bölgelerinde Safevi taraftarları ve babasının etkisiyle Kızılbaş kültürüne çocukluktan itibaren aşina olmuştu. Son derece faal, cesur ve zeki olduğundan kısa sürede Şah İsmail’in Anadolu’da faaliyet gösteren adamlarının en seçkinlerinden biri haline gelmişti. Onun Şah İsmail ile ilişkisi Osmanlı Devleti tarafından çok geç tespit edilmiştir. Şah Kulu, Elmalı’da züht ve takva sahibi olarak görünüp, bir mağarada ikamet etmeye başlamış ve şeyh unvanını almıştı. şehzade Korkud’un kendisini ziyaret ettiği, hatta II. Bayezid’in Şah Kulu’nun tekkesine her sene altı-yedi bin akçe sadaka gönderdiği de bilinmektedir. Şehzade Korkut, tahta çıkma düşüncesinde olup, muhtemelen onun desteğini almak için böyle davranmıştır. Şah Kulu isyanında Osmanlı Devleti ağır siyasi ve sosyoekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmıştı. İsyancıların uğradığı yerler yağmalanıp harap edilmişti. Bunun yanında bir defaya mahsus 15 bin göç de buna ilâve edilince, kimsesiz boş yerlerin çoğalmasıyla ekonomik denge altüst olmuştu. Bunun sonucu olarak birçok kişi işsiz kalmış, sipahi grubu devlete karşı cephe almıştır. Bu huzursuzluklardan dolayı halk arasında şiddetli bir tedirginlik ortaya çıkmıştı. Safevilerin Anadolu’da hızla yayılmaları, Osmanlı genel toplum düzeninde sosyal yapıyı bozmuş, birbirinden nefret eden katmanlardan oluşan bir toplum görüntüsü almıştı. Hal böyle iken, II. Bayezid, yaşlılığı nedeniyle devleti yönetemez duruma gelmiş, bu belirsizlik sonucunda ülkede siyasî bir kriz meydana gelmiştir. Osmanlı Devleti’nde şiddetlenen saltanat mücadelesi (1512), Safevi-Osmanlı ilişkilerini de etkilemiştir. Bu taht kavgasını kazanan Sultan Selim’in cülûsunu tebrik için, birçok Doğu ve Batı ülkelerinden heyetlerin gelmesine rağmen Şah İsmail İstanbul’a elçi göndermemişti. Hatta Nur Ali Halife isyanını destekleyerek Sultan Selim’e olan tepkisini göstermiştir. Ayrıca kendilerine yakın gördükleri şehzadelere de destek vererek Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale etmeye çalışmış, bu da zaten gergin olan Osmanlı-Safevi ilişkilerini biraz daha keskinleştirmiştir. Osmanlı Devleti’nin Safevi Devleti’ne Karşı Aldığı Önlemler Sultan Selim, Osmanlı tahtına geçtikten (1512) hemen sonra, saltanatta hak iddia eden şehzadeleri bertaraf ederek devleti ve toplumu tehdit etmekte olan Safevi tehlikesine karşı önlemler almaya başladı. Daha şehzadeliği döneminde, Trabzon valisi iken Safevi güçlerine karşı birtakım başarılı çıkışlar yapmıştı. Padişah olmadan önce babası II. Bayezid’in Safevi Devleti üzerine ordunun başında gitmesine dair teklifini kabul etmeyip, bunun hükümdar olmadan gerçekleşemeyeceğini bildirmesi ile padişah olduğunda ilk işinin Safevi problemini halletmek olduğu mesajını vermiş oluyordu. Böylece, Sultan Selim, Safevi yayılmacılığına karşı çıkarak, bir takım önlemler almaya başlamıştır. Bu yapılanları şu şekilde sıralayabiliriz:

 

a) Siyasi

İlk olarak, Sultan Selim kendi istediği şekilde siyasî ortamı oluşturma yönüne gitmiştir. Yukarıda da değinildiği üzere, tahtta gözü olan şehzadelerin Safevi Devleti ve Batı’ya sığınmasını önlemek için her birini değişik yollarla ortadan kaldırmıştır. Daha sonra, Avrupa ülkeleriyle tek tek görüşüp, daha önce onlarla yapılan anlaşmaları yenilenmiştir. Ayrıca Safevi Devleti dışında Doğu Müslüman devletlerinin desteği de alınmaya çalışılmıştır.

 

b) Kültürel

Sultan Selim’in yaptığı diğer bir iş; Osmanlı Devleti’ndeki Safevi propagandasına karşı tavır almak olmuştur. Anadolu’da Safevilerin yoğun olduğu yerlerde yaklaşık 40 bin Sah İsmail taraftarını ya öldürtmüş veya hapsettirmiştir. Ayrıca Safevi yayılmacılığına karşı kültürel önlemler alarak Sünnî tarikatları örgütleme yönüne gitmiştir. Daha sonra Osmanlı Devleti’nde tehlikeli boyuta varan Safeviliğe karşı olmakla, bu hususta özellikle Safevi Tarikatı ile aynı kökenden gelen ve Zahidiyye’de birleşen Helvetiyye ile iş birliğine gitmiştir. Ayrıca meşhur Osmanlı ulemasından yardım talep etmiş; Kemal Paşa-Zade, Ali b. Abdülkerim, Hasan b. Ömer, Müftü Hamza ve Molla Arap’tan Safevilerin katline dair fetvalar almıştır. Verilen bu fetvaların dinî yanında siyasî içeriğe sahip olması, hem içte hem de dışta Safevilere karşı yapılanları bir nevi meşrulaştırmıştır. Bunun yanında Safevilerin “seyyid” olmadığı yönündeki bilgiler halk arasında yaygınlaştırılmıştır. Bu da, daha sonralar Sünnî Osmanlı Devleti’ne karşı, şii Azerbaycan Safevi Devleti imajının ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur.

 

c) Ekonomik

Sultan Selim’in Safevilere karşı aldığı bir diğer önlemi ise, ekonomik alanda oldu. Çünkü Safevi müritlerinin büyük çoğunluğunun Anadolu’daki faaliyetlerini ticaret yoluyla gerçekleştirdiği bilinmektedir. Ülkelerine dönerken bunlar ticarî malın yanında savaş aletleri, gümüş , demir gibi maden ürünlerini de götürüyorlardı. Osmanlı Devleti, ilk başta sınırlardan geçiş sırasında kontrolü güçlendirmis; Anadolu’dan Şah -İsmail’e giden maddî yardımların kısmen de olsa önü kesilmiştir. Daha sonra ipek ticaretine bazı engellemeler getirilerek Safevi Devleti’ne bir nevi ekonomik ambargonun uygulanması yoluna gidilmiştir

 

d) Askeri

Sultan Selim, Safevilere karşı aldığı önlemleri askerî harekâtla desteklemiştir. 24 Ağustos 1514’te yapılan Çaldıran Savaşı’nda yenilgiye uğrayan Sah İsmail, yakalanması an meselesi iken savaş meydanından kaçırılarak kurtarılmıştır. Savaştan sonra Tebriz’e giren Sultan Selim’in düşüncesi kışı Karabağ’da geçirip baharda Safevi Devleti’ni tamamen ortadan kaldırmak iken, yeniçerilerin baskısıyla bundan vazgeçmiş; yaklaşık sekiz gün sonra bu şehirden ayrılmış; Nahçıvan üzerinden Amasya’ya geçmiştir. Savaş Sonrası Durum Çaldıran Savaşı’nın, Otlukbeli muharebesiyle büyük benzerliklerinin olduğu söylenebilir. Savaşın gidişatı, ordu düzeni ve sayısının nispeti hemen hemen aynıdır. Hatta Uzun Hasan gibi Sah İsmail’in savaş alanından kaçırılma şeklide birbirinin âdeta tekrarı gibidir. Tabi ki, her iki savaşta Osmanlı’nın elinde bulunan ateşli silahların savaşın kazanılmasında oynadığı rol de unutulmamalıdır. Çaldıran Savaşı, toprak konusunda Otlukbeli’nden farklı olmuştur. Otlukbeli mağlubiyetinden sonra Akkoyunlu Devleti, sadece birkaç kalesini kaybetmiş olmasına karşılık Safevi Devleti, güney batı topraklarının büyük bir kısmını Osmanlı’ya kaptırmış; Bayburt, Erzincan ve Kiğı Osmanlıların eline geçmiştir. 1515’de Kemah Kalesi’nin alınmasından sonra Dulkadir Beyliği de Osmanlı Devleti’ne ilhak edilmiştir. Sultan Selim, Amasya’da iken İdris-i Bitlisi’yi Güney-doğu Anadolu bölgesiyle ilgilenmek için görevlendirmiştir. Idris-i Bitlisi, özellikle Kürt aşiret reisleri arasındaki anlaşmazlıkları kısmen hallederek 1517’de bu vilâyetleri bir bir Osmanlı hâkimiyeti altına sokmuştur. Sadece, Diyarbakır ve çevresinde Safevi Devleti’yle çarpışmalar bir müddet sürmüştür. En son 1517’de, Şah İsmail’in Ustaclu Mehmed Han’dan sonra tayin ettiği Diyarbakır Beylerbeyi Karahan, Koçhisar yakınlarındaki bir savaşta maktul düşünce, bölgenin tamamı Osmanlı’ya bağlanmıştır. Böylece, Osmanlı-Safevi sınırında Osmanlı taraftarı Kürt aşiretlerden oluşturulmuş tampon bir bölge meydana getirilmiştir. Bu dönemde Kars vilâyetinin de Osmanlı’nın elinde bulunduğuna bakılırsa, günümüz Türkiye-Azerbaycan sınırının hemen hemen aynısının 1517’de belirlendiği söylenebilir.

 

SONUÇ

Şah İsmail’in kurup kısa bir zamanda güçlü hale getirdiği Safevi Devleti, 1510’dan sonra açıkça Osmanlı Devleti’ni içten tehdit etmeye başlamıştır. II. Bayezid’in yaşlı ve hasta durumu, Şah İsmail’in Osmanlı’daki faaliyetlerini bir nevi kolaylaştırmıştır. Bu dönem Şah İsmail, II. Bayezid’in aldığı tüm önlemlere rağmen faaliyetlerinde büyük ölçüde başarılı olmuştur. Ayrıca, Avrupa ülkeleri de Osmanlı’ya karşı Safevilerle ilişkiler kurmaya çalışmışlardır. Osmanlı’da ortaya çıkan saltanat mücadelesini Safeviliğe karşı olan Sultan Selim kazanmış; 1512’de devletin başına gelmiştir. Şahzadeliğinden beri Safeviliğe karşı olan Sultan Selim, saltanatı döneminde de bunu devam ettirerek, Şah İsmail’in Osmanlı topraklarını ele geçirme politikasına karşı ciddî önlemler almıştır. Sultan Selim, başlattığı siyasi, dini, ekonomik, milli ve askeri önlemler sayesinde gerçekleşen Çaldıran Savaşı’nda Safevi yayılmacılığının önüne geçebilmiştir. Sonuç itibariyle, iki ülke arasında bu şekilde oluşmuş olan siyasi, ekonomik ve sosyokültürel durum daha sonraki yıllarda da Osmanlı-Safevi ilişkilerinde etkisini sürdürmüştür.

Dr. Bilal DEDEYEV
_____________________________________________________________________________________________