Logom

Bulgar Tarihinde Kumanlar

Bulgar Tarihinde Kumanlar

Bulgar Tarihinde Kumanlar

 

XI-XIV. Yüzyıllar

Doğu Avrupa’nın kaderinde büyük rol oynayan Kuman (veya Kıpçak) halkının çekirdeğini oluşturan etnik grupların yapısı ve tarih öncesi, karanlığa gömüldü. “Doğu Hunlar” (Hsiung-nu) birliğinin oluştuğu M. Ö. III.-II. yüzyılda, şanyü Mao-t’un (veya Mo-de, M. Ö. 209-174) önderliğinde dünyanın ilk bozkır devleti bu Hunlar tarafından kurulunca Ting-ling (Din-lin) kavimlerinin batısında bulunan ve Kıpçakların muhtemel ataları olan Küe-she (K’in-ch’a) kavmi de Hunlar tarafından işgal edilmiştir. Moğol Dönemi’nde K’in-ch’a adı *K’im-ch’a (< Kıpçak) olarak telâffuz edilirdi. Başka bir ad olan K’u-mo-shi (K’u-mo-hi) de büyük ihtimalle Kumuk etnoniminin eski şeklini veya Kum-ak (~ Kum­an) ve Kay kavimleri arasında muhtemel karışımını ima eden bir Kumgai (< *Kum-ak + gai) birliğini içerir.

Bu halkın adı, eski Türk yazıtlarında bulunan “tür[k] [kı] bcak alig yıl olurmuş” ‘Kıpçak Türklerinin 50 yıl boyunca [bizi] yönettikleri zaman’ şeklindeki ifadesinde de yer alır. Daha sonra Sergey Klyaştorniy çeviriyi “Türk ve Kıpçaklar” olarak değiştirerek buna benzer başka metinlerinde de her iki halkın bir arada kullanıldığı gerekçesini destekleyen başka kanıtlar aradı. Sergey Klyaştorniy, daha eski döneme ait bazı kaynaklarda “Türkler ve Kıpçaklar” yerine “Türkler ve Siriler” tabirinin kullanıldığını tespit etti ve bundan dolayı Kıpçaklar ve Sirilerin aynı halklar olduğunu ileri sürerek bu adların birleştirilmesini teklif etti. Uygurların zaferinden sonra bu halk Kuzey Altay ve Yukarı İrtiş bölgesine doğru çekildi. İşte bu topraklarda Kimeklere ve Kıpçaklara ait olduğunu sanılan ve 9-10. yüzyılda “Srostkin” kültürüne dönüşen eski Türklerin at gömmelerinin varyantları ortaya çıkar.

Kimek Hanlığı içinde yer alan Kıpçakların tarihi bu araştırmanın konusu değildir. Kıpçakların batıya doğru ilerlemeleri, geri çekilen [O]ğuzları takip ederken öncü birliklerinin Karadeniz’e kadar ulaşmaları gibi konular da çalışmamızın dışındadır. Burada yalnız Kumanların “Balkan öncesi” tarihinin bazı ana çizgileri kısa olarak verilebilir.

744 tarihinde Uygurların zaferinden sonra Türkler ve Kıpçaklar Altay ve Sayan’a doğru kovulur. Türklerin bir bölümü de Volga nehrindeki Bulgar ve Issık Göl’ün kuzeyinde bulunan Balasagun arasındaki bozkıra yerleşir. Orada onlar İrtiş’te görünen Proto-Moğol Kimeklerin (Kıpçaklar tarafından onlar da Kuman < Kun olarak adlandırılıyordu) komşuları oldular. Kimekler, Batı Mançurya’dan gelmişlerdi ve Kıpçakların siyasi örgütlenmelerinin içinde “sağ kol” olarak yer aldılar.

Kimeklerin gelişi, Proto-Moğol Kıtayların (Kitanlar, Kidanlar) topraklarını genişletmesiyle ilgilidir. Kıtaylar 916 yılında Çin’in (Kitay) Rusça ve Moğolca adını veren devleti kurdular. Yaklaşık 986 yılında Pekin’in kuzeybatısında bulunan bölgeleri alarak Kuman atalarının göçüne neden oldular. Daha sonra, yani XI. yüzyılda yapılan göçler, gene Kıtayların kuzeybatı bölgesine yaptıkları akınlarına bağlıdır. Kıtayların başında Lyao dinastisi vardı ve bu dinasti 1125’te iktidardan düşünce yeni göçler yaşandı. Kimak Konfederasyonu’nun bir bölümü olan Kıpçakların artık 1020 yılında Kün halkının, kendileriyle birlikte batıya sürüklediği Şarı Halkı’yla birleşerek Batı Sibirya’da Kuman-Şarı-Kıpçak adlı yeni bir kavim birliğinin temelini attığı sanılmaktadır. On yıl kadar sonra, 1030’da Harezm yakınlarında onlardan söz edilir. Yaklaşık 1040 yılında Mançurya’daki Kimeklerin eski komşularının yanı sıra eski Moğol kökenli olan Kay kavmi bozkırda ortaya çıkar ve göçebe halkların bağlantılı bir zincirleme hareketine neden olur. On yıl içinde Kay kavimi Kimekleri püskürtür, Kimekler ise Kıpçakları, Kıpçaklar Oğuzları (Torkları), Torklar ise Peçenekleri eski yurtlarından batıya doğru püskürtür.

Ortaya çıkan yeni halk XI. yüzyılın ortasında Rus sınırlarına doğru gelir. Rus kroniği 6563 (1053) yılında ondan söz eder: “Bluş Kıpçaklarla geldi ve Vsevolod Poloveklerle barış antlaşması imzaladı ve onlar memleketlerine döndü” Han Sokal (varyantı İskal) önderliğindeki Kumanlar 1061’de artık Pereyaslav Prensliği’ne saldırmış ve Vsevolod’a büyük bir darbe indirmişti. Kumanlar 1068’de yeniden Rus topraklarına girerek İzyaslav, Svyatoslav ve Vsevolod prenslerin askeri birliğini, Alt nehrinin yakınında bozguna uğratmıştı. Büyük ihtimalle bu sıralarda Kay halkı artık bozkırları yönetiyordu. Kay, Kiyev prensi Svyatoslav İzyaslaviç’in kayınpederi olan Tugorkan’ın da ait olduğu Terter-Oba (?) hanedanının yerine Kıpçak yönetimini kurmuştu.

1068 ile 1071 yılları arasında bazı Kuman gruplarının Moldova’nın topraklarına sızmaya başladığını ve burada daha önce yerleşmiş Peçenek ve [Oğ] Uzlarla karıştıkları sanılıyor. Yeni yerleşen halkın, eski yönetimin ait olduğu Kimek sülalesine yakın olan, Kay baskınlarından geri çekilen göçebelerin bir bölümü olup olmadığı konusu çok zor kanıtlanabilir (Büyük ihtimalle Macarlar burada, Kuni adını Kuman adının bir varyantı olarak benimsemiştir). Aynı zamanda bu halkın temsilcilerinin, Kral Solomon’un Cserhalom (Kerles) yakınlarında bozguna uğrattığı bir doğu halkının 1068’de Transilvanya istilasında yer alıp almadığını kanıtlamak da zordur. Macar kaynakları, bu ihtilalcileri Peçenek veya Kunlar (Kumanlar) olarak değerlendiriliyor ancak bu halkın Bizans’taki yenilgiden sonra kuzeye, Moldova’ya doğru çekilen Uzlar, yani Oğuzlar olmaları da mümkündür. Polovekler, Kiyev Prensliği’nin güneybatı sınırına ulaştıkları 1071 yılında yeniden Macaristan’da “Kunorum”dan söz edilir. “Kunorum”lar, Transilvanya’dan geçerek Osul Han’ın önderliğinde Bihar ovasına girerler. Dönüşleri sırasında Zamos’un yakınlarında Kral Solomon tarafından bozguna uğratılmış ancak Kumanlar bundan sonra Tuna’nın kuzeyindeki topraklarında (sonraki Kumaniya) varlıklarını kesin olarak sürdürmüşlerdir. Zamanla, onlardan önce oraya yerleşen [G] uzlar (Torkler) ve Peçenekler Kumanlarla karışmış, bunun sonucunda da büyük ihtimalle Türk lehçeleri Oğuz lehçesinden çok etkilenmiştir.

Kumanlar Büyük nehrin (Tuna) güneyinde XI. yüzyılın yetmişli yıllarında ortaya çıkarmışlardır. İlk önce Peçeneklerin müttefikleri olan Kumanlar fazla zaman geçmeden tek başına bu bölgeye gelmeye başlamışlardır. Kumanlar Adrianopolis’e kadar varan, VII. Mikhail Dukas’ın (1071-1078) yönetiminin sonuna doğru meydana gelen isyanları da kullanan Peçeneklerle birlikte ilk defa Bizans topraklarına girer.  Kumanların Balkanlar’a yaptıkları ikinci giriş I. Aleksios Komnenos’un (1081­1118) iktidara gelmesinden sonra gerçekleşir ve XI. yüzyılın seksenli yıllarındaki büyük Peçenek hücumu ile bağlantılıdır. Bu sıralarda Peçenekler Bogomillerin (Maniheyler, Pavlikanlar) yardımı ve İzmir’in yöneticisi olan Çaka’nın ittifakı ile Konstantinopolise kadar ulaşabilir.

Genellikle bu hücumun başlangıcı, Kuzenleri II. Geza (1074-1077) ve I. Laszl’ö (1077-1095) tarafından iktidardan uzaklaştırılan Solomon’un, Kunlar olarak adlandırılan halkın yardımı ile yeniden iktidara dönme çabası ile bağlanmaktadır. Solomon, bir başarı karşılığında Peçenek Hanı Kutesk’e Transilvanya’yı bağışlama sözü vermiş, ancak göçebeler, Bököny yakınlarındaki Szabolcz bölgesinde yenilgiye uğramış, sonra Solomon onlarla birlikte Bizans’a yönelmiştir. 1084 (veya 1087) yılının ilkbaharında Tzelgu Han önderliğindeki 80 bin kişilik bir ordu, Tuna’dan güneye geçerek Trakya ve Makedonya’yı harap etmiştir. Bazı araştırmacılara göre bu güç, Kumanlardan oluşuyordu. Ancak işgalcilerin büyük bir bölümünün Peçeneklerden oluşmuş olması ihtimali daha yüksektir; bunun yanı sıra başka elemanlar da (Kuman ve Oğuz) Peçeneklerin yanında yer alıyordu. Sonunda bu güç bozguna uğrar, sağ kalanlar ise Hemus’u geçerek bir yıl boyunca Tuna ovasında kalır.

Türkçe konuşan başka kişilerin Bulgaristan’a yerleşmesi ki bu tarih orada yaşayan Peçeneklerle Bizanslılar arasında imzalanan 30 yıllık Barış Antlaşmasının sona ermesine rastlar, Aleksios Birinci Komnenus’un onlara savaş açmasına sebep olur. Bizanslılar Dorostol’un (Dristra, Silistre) yakınlarına gelmeden önce bu şehrin komutanı olan Peçenek Tatus, Kumanların yardımını istemek için kuzeye gider. Bu arada Peçenekler İmparatora elçi göndererek ona “birlik” ve 30.000 atlı teklif eder. Ancak imparator görüşmeyi reddeder. Yapılan savaşta Bizanslılar bozguna uğrayarak güneye doğru çekilir. Kumanlar, Tuna yakınlarına kadar gelip yardım etmek amacıyla bu kadar yol kat etmelerinin karşılığında ganimetten bir bölümünü istediği zaman savaş çoktan sona ermişti. Peçenekler, bu isteği reddedince Kumanlar onlara saldırır ve Ozolimuh (Uz bataklığı) yakınlarında Peçenekleri kuşatır. Yiyeceklerinin yetersiz olmasından dolayı öne sürdükleri isteklerinden vazgeçmek zorunda kalan Kumanlar geri döner.

Kumanların geri çekilişi, Peçeneklerin Hemus’un güneyinde büyük bir saldırı düzenlemelerine izin verir. İmparator, iki halkın Bizans devletine karşı birlik kurma ihtimalinden korktuğundan Kumanların yardım teklifini reddeder, ancak Peçenekler tüm Trakya’yı harap eder ve Konstantinopolis’e kadar varır. Bu nedenle Aleksios, 40.000 Kuman Aus yakınlarında bulunan Bizans ordusuna gözükünce hanları Maniyak’ı (Boniyak) ve Togortak’ı (Tugorkan) törenle karşılayarak beklenmedik yardımı kabul eder. Meriç’in ağzındaki Levinion’da gerçekleşen savaşta (29 Nisan 1091) Peçenekler topyekün bir yenilgiye uğrar. Kadınların ve çocukların da bulunduğu çoğu esir, bir gece içinde kılıçtan geçirilir. Kurtulanlar ise, Makedonya’daki Moglenam bölgesine zorla yerleştirilir. Bu döneme kadar imparatorun yürüttüğü savaşlar savunma özelliği taşıdığı için ve Flandırlı Grafı Robertin gönderdiği 500 süvari göçebe savaş taktiğini bilmediği için Kumanlar böyle bir zafer kazanmıştır.

Boniyak ve Tugorkan hak ettikleri ödülü almadan akıllıca geri çekilir. Kumanlar Bizanslıların esirlere gösterdiği davranıştan dolayı şaşkına döner. Hemen hemen aynı sıralarda Kumanlar (Kunlar) veya Peçenekler (Bessler, Bisenler) Macaristan’da ortaya çıkarlar. Kral Ladister Temeş’te, sonra da Tuna yakınlarında onları yenilgiye uğratır. Bir sene sonra Kumanlar Polonya’ya girer, 11. yüzyılın sonuna doğru ise, Bonyak önderliğindeki küçük bir birlik Przemysl yakınlarında ağır silahlanmış Macar süvarilerine karşı büyük bir zafer kazanır. Ancak 90’lı yıllarda, Kumanların dikkati daha çok Rus toprakları üzerinde yoğunlaşır. Onlar, yeni Kiyev Prensi Svyatopolk’u Kumanlarla daha önce yapılan anlaşmaları yenilemeğe razı edince yeniden Bizans Devleti’ne yardım etme sorumluluğu üstlenebilirlerdi. O zaman Bonyak ve Tugorkan, ölmüş olan IV. Romanos Diogenes’in (1068-1071) oğlu olduğunu ilan eden ve iktidarı ele geçirmek isteyen Pseudo-Diogenes’i destekler. 1095’te Kuman askerleri Tuna’nın güneyine geçerek Ulah çobanları yardımıyla dağ geçitlerini aşar ve Trakya’ya saldırarak Edirne’ye kadar ulaşır. Ancak Pseudo-Diogenes kurnazlıkla esir alınmış ve Konstantinopolis’te gözleri çıkarılmıştır. Kumanlar Taurokomos’un yakınında yapılan önemli savaşta 7000 askerini kaybetmiş ve 3000 asker de esir düşmüştür. Tuna’ya doğru geri çekilirken de başka esir ve ganimet bırakmışlardır. Bu savaşın siyasi amacına ulaşılmamış, Kumanlar, verilen kayıplara rağmen destekledikleri kişiyi iktidarı getiremeyerek, Balkanlar’daki nüfuzunu genişletmekle ilgili amaçlarını gerçekleştirememişlerdi. Döndükten sonra Bonyak Han ve Tugorkan Han, Rus topraklarını saldırarak (1096) Pereyaslav ve Kiyev’in yakınlarına kadar ulaşmışlardı.

Göçebeler on yıl gibi bir süre Bizans Devleti’ni rahatsız etmediler. Onlar Vladimir Monomax’ın etrafına toplanan, giderek güçlenen Rus prensleri ve Vladimir Monomax’ın yürüttüğü saldırgan siyasetle meşguldüler. Kay hemen, hemen aynı dönemde (yaklaşık 1110’da) bozkırdaki üstünlüğünü Donets yakınlarında boy gösteren Şarukan önderliğindeki Ölberlü (Otperlyu veya Operlyu) halkına vermek zorunda kaldı. Sonra Şarukan, Bonyak ile birlikte birlik kuran Kuman kavimlerinin başına geçti. Ruslar, 1106 yılında Poleveklerin bir birliğini Tuna’ya doğru püskürttü ve onların ganimetini almaya başardı, ancak o dönemde savaşlar genelde doğuda yapılıyordu ve bu savaş sonunda Kıpçakların bir kısmını göçe itti. Polovekler, Şarukoğlu Otrok (Atrak) önderliğinde Kafkasya’ya doğru, yani Abazya’ya göç ederek Gürcü Çarı olan II. David’in (1089-1125) hizmetine girdiler.

Çok daha sonra, 1114’te Bizans kaynaklarında yeniden Kumanlardan söz edilir. Kumanların Tuna kuzeyinde hareketlenmesi, imparatorun önlem almasına neden olur. İmparator, göçebelerin sınırı geçtiğini anlayınca Vidin’e doğru yönelir, Kumanlar geri döndükleri için de herhangi bir karşılaşma gerçekleşmez. Peşlerine düşen İmparator güçleri göçebelere ulaşamamış, izleri de Tuna ötesine bulunan bir ırmakta kaybolmuştur. Kumanların, 1385’te sözü edilen Vadul Cumanilor ‘Kuman geçidi’ adlı bir köyün bulunduğu kuzeybatı bölgesine akın etmesi, geleceğin Ulah toprakları olan Tuna kuzeyindeki arazilerin bu dönemde Kumanlara ait olduğunu gösterir.

Johannes Komnenos (1118-1143) Dönemi’nde “İskitlerle” 1121-1122 (veya 1122-1123) yılında yeni bir savaşın yapıldığından söz edilir. Ancak bu durumda bunlar, büyük ihtimalle P. Diaconu’nun tahmin ettiği gibi Kumanlar değil, 1048’de kuzeyde kalan bir grup Peçeneğin torunlarıydı. Bizans yazarları 40’lı yıllarında yeniden Kumanlardan söz eder. Kaynaklara göre Kumanlar 1148’de Tuna’nın güneyine geçerek bir şehir ele geçirir, sonra da Koca Balkan’a kadar uzanan bölgeleri harap ederler. Bu sırada yeni Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos (1143-1180) Korfu yolu üzerinde bulunan Philippopolis’te (Filibe) bulunmaktadır. Göçebelerin, bölgeye akın etmesi imparatorun Adriyatik’e karşı hazırladığı seferi yarıda keserek kuzeye dönmesine, donanmasına da Tuna’yı geçerek su akışının tersine doğru ilerlemelerini emretmesine sebep olmuştur. T. Manuel, söz konusu yardımları beklerken Kumanların büyük bir ganimetle geri döndüklerini öğrenir. O, su üzerinde dizilmiş teknelerden yapılan bir köprü üzerinden 500 kişilik bir grupla Tuna’nın kuzeyine geçer. Orada Bizanslar başka iki büyük nehre ulaşır, sonra da Tauroscythia sınırında Kumanların terk ettiği kampı bulur. Ertesi gün Bizans öncüleri Kuman askerlerine rastlar ve İmparatorun güçlerine haber verir. Kumanlar, savaş sırasında yüz kadar esir bırakarak hemen geri çekilirler.

Daha sonra ortaya çıkan I. Manuel ve Macar Kralı II. Geza (1141-1161) arasındaki sorun sırasında Kumanlar yeniden Tuna’dan geçerek (1154 veya 1155’te), yakında bulunan köyleri yağmalarlar. Tek başlarına mı yoksa Macarların yardımcıları olarak mı bunu yaptılar bilinmez. Ancak onlara karşı gönderilen asker gücünü bozguna uğrattıkları ve gasp ettikleri her şeyi rahatlıkla götürebildikleri kesindir. I. Manuel’in doğuda savaşla meşgul olduğu tarihlerde, yeniden Kumanlardan söz edilir. Kumanların bir ordusu, I. Manuel, Selçuklularla yaptığı savaştan döndüğü sıralarda Tuna’nın aşağısındaki bölgeye girer (1159 veya 1160’ta). Bu durum Bizans İmparatoru’nun yolunu değiştirmesine sebep olur ve o Çanakkale’den geçerek kuzeye yönelir. Galiba Kumanların sayısı fazla değildir, çünkü onlar Bizanslarla karşılaşmaktan kaçar ve kısa bir süre sonra nehri geçerek geri çekilirler.

Komnin sülalesinin iktidarda bulunduğu dönemin sonuna kadar Kumanlar, Bizans Devleti’ni rahatsız etmez. Onlar, bundan sonra Rus topraklarına doğru yönelir. Ancak bu dönemde Kumanlar, batıda Karpatlar, güneyde Tuna nehrine kadar uzanan Moldova ve Doğu Ulahya (Montenya) topraklarında üstünlük sağlamışlardır. Karpatlar ve Tuna nehri Kumanların mevsim göçlerini yaptığı sınırları belirliyordu. Kumanlar hareketli hayvancılığın geleneksel özelliklerine göre, kışın sürüleriyle hava şartlarının daha yumuşak olduğu güneye yazın ise, otların her zaman yeşil kaldığı kuzeye yöneliyorlardı. Bu ritim, Kumanların Bizans’a karşı gerçekleştirdikleri baskınların veya daha sonra Bulgar prenslerinin müttefikleri olarak yaptıkları Tuna güneyindeki inişlerin zamanını belirlerdi.

30 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu göçebeler tarafından rahatsız edilmediğinden Bizans tarihçileri doğal olarak onlardan söz etmedi. Ancak Kuman temsilcilerin, bu dönemde artık yerleşik hayat sürdüren, Türkçe konuşan, Bulgar topraklarındaki halkla da karıştığı tahmin edilebilir. Zamanla Kumanların Bulgar topraklarının geniş bir bölümüne -Makedonya, Sofya, Tırnova bölgesi, Vratsa etrafı, Vidin ve Kotel, Vit nehri yakınlarına, Silistre bölgesi vs. gibi yerlere- yerleştikleri çok açıktır. Plevne, Vidin, Vratsa, Pernik ve Sofya etrafındaki yerleşim merkezlerinin adlarının büyük bir bölümü Türkçe kökenlidir. Büyük ihtimalle daha büyük Oğuz ve Kuman grupları Kuzeydoğu Bulgaristan’a, yani onlardan önce Peçenek halkın yerleştiği, daha önce de Proto Bulgarların bulunduğu topraklara yerleşmiştir. Buraya gelenler, geleneksel kültürlerin bazı elemanlarını koruyarak yavaş yavaş yeni ortama entegre olmuşlardır. XII. yüzyılda Balkanlar’da artık karışık Slav-Türk kökünden gelen bir halk gurubu bulunuyor ve bunlar Bizans kaynaklarında “miksobarbarlar” olarak adlandırılıyordu. İkinci Bulgar Çarlığı’nı kuran Peter ve Asen kardeşler de bu halktan gelmektedir.

Büyük Bulgar tarihçisi Asen Zlatarski, Asen ailesinin, Bulgar-Kuman kökenli olduğu ile ilgili hipotezini ortaya atmıştır. Ona göre, Kuman kökenli “İskit” Boril’in torunları olan Asen ailesinin kökeni Bulgar-Kumanlara dayanır. Dil bilimcisi Stefan Mladenov ise, Belgun olan Asenlerin takma adının Türk kökenli olduğunu kanıtlar.

Asen antroponimi genelde Âsen, Esen (< Türk. esen) ile kıyaslanır ancak bu antroponim, Aşina ile VI-VII. yüzyıllarda yaşayan Türk dinastisinin Çince transkripsiyonunun yanı sıra daha eski olan Vu-sun (< Â-sun ~ *Âs-un) yani Hsiung-nu tarafından M.Ö. II. yüzyılda işgal edilen Usun (Osun) ile de kıyaslanabilir. Büyük ihtimalle yalnız As (Asian) kavimleri ve onların torunları olan Alanlar değil, T’u-küe’nin yönetici dinastisi de Usunlarla bağlıydı. Asen adı Bulgaristan’dan önce 1082’de ölen Kıpçak Hanı Osen’in (< Âsen) adı olarak kayda geçmiştir. Han Osen, 1107’de Prens Yuriy Vladimiroviç’le evlenen Aepa’nın babası veya kayınpederidir. Büyük ihtimalle hanın adı Osenev şehrine verilmiştir. Adı daha sonra Şarukan veya Çeşuyev olarak değiştirilen Osenev şehri, 1111 ve 1116 yıllarda iki kere Ruslar tarafından ele geçirilmiş. Asin adını taşıyan başka bir Kuman Hanı, 1096’ta Sarkel veya Şar[y] -kel’in (Belaya veja) yakınlarında esir düşmüştür. Bulgar Asenlerin yükselmesiyle bu antroponim, Bizans kaynaklarına geçer. Daha sonra da Yunanistan’a ve Romanya’da da yaygınlaşır; Romanya’nın en eski asil ailelerinden biri Asan soyadını taşıyordu. Bu isme, Bulgaristan topraklarına ait en eski Osmanlı defterlerinde de rastlanır, ancak o zaman bu ad günümüzde olduğu kadar yaygın değildi. Eski yönetici bir ailenin adı olduğundan, herkese bu isim verilmemiş, genelde aynı sülaleden gelen çocuklara verilmiştir. Bu durum ilk Asenlerin gerçek kökeniyle ilgili soruyu ortaya çıkarır. Ancak bu konuda herhangi bir kaynak olmadığından gerçek olmayan iddialar da üretilebilir.

Bunun yanı sıra patriarkal toplumlarda, eski isimleri yeniden yaşatma geleneği var olduğundan, yeni dünyaya gelen oğlana dedenin veya aileden başka bir ferdin adının verildiğinin unutulmaması gerekir. Peter, Asen ve Kaloyan, “Miksobarbar” olarak Tuna’nın güney bölgesine yerleşen önemli göçebe savaşçının yerli ve Hıristiyan bir Bulgar kadını ile yaptığı evliliğin ilk veya ikinci kuşağıdır. Babalarının adı bilinmez, ancak üç kardeş “İskit” olan Boril’in torunlarıdır. Büyük ihtimalle Kaloyan’dan sonra iktidara gelen Asenlerin kız kardeşinin oğlu Boril’e bu dedenin adı verilmiştir. Asen’in (Belgun) de aynı şekilde bir dedesinin adını taşıdığı tahmin edilebilir. Ancak ondan önce bu adla bilinen (kayda geçen) tek kişi, XI. yüzyılın sonuna doğru ölen ünlü Bonyak’ın babası ve Kay halkının Avrupa’ya geldiklerinde hanları olan Osen’dir. Kumanların Bizans’a akın etmesi, yıllar boyu Batı Kanadı’nı yöneten Bonyak’ın dönemine rastlar. Tuna’ya en yakın bölgelere hatta Tuna’nın güneyine kadar sızan Kuman grupları da Batı Kıpçak Kanadı’na aittir. Bu durumda “İskit” olan Boril de Kıpçaklardan gelir; Bulgarlaştırılmış torunlarından birine de Asen adını vermeleri, Boril’in babasının adının Asen olduğunu açıklıyor olabilir. Bu durum, Bulgaristan’daki Asenlerin dinastisi, Kuman dedesinin aracılığıyla Kay’ın Asen dinastisiyle, buradan da Büyük Bonyak Hanı’yla akraba oldukları sorusunu cevaplıyor mu? Bu konuda yalnızca tahminler üretilebilir. Asenler, karışık bir kökene sahip olmalarına rağmen dış güçlere karşı yaptıkları savaşlar sırasında Kumanların yardımına hep güvenmişlerdir.

XII-XIV. yüzyıllar arasındaki Bulgar-Kuman ilişkileri üzerine yazmak, ikinci Bulgar Çarlığı’nın ve dış komşuları olan ülkelerin siyasî tarihini incelemek anlamına gelir, çünkü Kumanlar bu dönemde de aktif bir şekilde ya müttefik olarak ya da paralı asker şeklinde (kiralanmış asker olarak) bu olaylarda yer alıyorlardı. Bu dönemde Türkler ya ayrı ya da toplu bir şekilde Balkanlar’a göç ediyorlardı (yalnız Tuna nehrinin kuzeyinde, bugünkü Romen topraklarında değil aynı zamanda günümüzün Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk ve Sırbistanına, hatta bugünkü Kosova’ya göç ediyorlardı. Bu nedenle göçebe işgalcilerin Tuna güneyine yaptıkları baskınlar daha sonra da devam etmiş olsaydı, “bölgenin Bulgar etnografi özelliğini ciddi bir şekilde tehdit edebilirdi” şeklinde yazan Peter Nikov haklı olabilir.

Kumanlar, Bulgar Devleti’nin yeniden kurulması döneminde büyük rol oynamışlardı. Tırnova’da ki isyanın (1185) patlak vermesinden hemen sonra kardeşlerden daha büyük olan Teodor taçı takıp ve ayağına kırmızı çizmeyi (yönetimin sembolleri) geçirerek kendini “Bulgarların Çarı” olarak ilân eder, Peter adını alır sonra da eski Bulgar Çarlığı’yla bağlantısı olduğunu göstermeye çalışarak büyük ihtimalle resmi olarak iktidara getirilmesi için eski başkenti olan Preslav’a girmeye çalışır. Büyük ihtimalle isyanın gerçek yöneticisi Asen aynı zamanda, Teodor’un yönetici “ortağı” olarak ilân edilir. Daha sonra Peter, Provadya ve Preslav etrafındaki topraklarla, Dobruca bölgesinin yöneticiliği kendisine bırakılır bırakılmaz devlet işlerini tamamen Asen’e verir.

Sanırım, büyük kardeşin eski Bulgar başkentin etrafını kapsayan bölgeye “çekilmiş” olması gibi açıklamalar pek inandırıcı değildir. Ancak bu konu göçebe Türk gelenekleri içinde değerlendirilirse, pek çok şey anlaşılabilir. En üst yönetici sıfatındaki, Peter Han Asparuh döneminden bu yana Bulgar halkı için merkezi bir bölge olan ve büyük önem taşıyan doğu topraklarındaydı. Yeni başkenti Tırnova’dan ülkeyi yöneten Asen ise, ilk önce yeniden kurulan Bulgar Devleti’nin Sağ (batı) Kolunun yöneticisiydi. Büyük ihtimalle kardeşler, Bizans’a karşı yürüttükleri savaş sırasında birlik içinde hareket etmiş olsalardı, Mizya’ya geri alınca da ağabey olarak Peter’a merkez topraklarını yönetme hakkı verilirdi. Peter, büyük ihtimalle bu topraklarda Büyük Preslav’da 1195/6 en üst yönetici sıfatıyla kendisine ve Asen’e gönderilen yeni Bizans İmparatoru III. Aleksios Angelos’un (1195-1203) elçilerini kabul etti.

Ancak bundan 10 yıl önce isyanın sonu belli değildi. Peter ve Asen ilk başarılardan sonra II. İsaak Angelos’un (1185-1195), 1186’da Kuzey Bulgaristan’a giren askerlerine karşı fazla dayanamayıp geri çekilmek zorunda kaldı. Kardeşler Kumanlardan yardım istedi. Bu dönemde Kumanlar büyük ihtimalle kuzeydeki otlaklarda bulunuyordu, çünkü dönme zamanı gelince kışı geçirdikleri Tuna yakınlarına geldiler. Peter ve Asen, Kumanların yardımlarıyla tüm Mizya’yı alabildi, sonra da Koca Balkan’ın güneyinde bulunan diğer Bulgar topraklarına yöneldi. Kumanlar, ondan sonra yapılan tüm savaşlarda, genelde sonbahar, kışın ve ilkbahar dönemlerde Bulgarların müttefikiydi. Bu durum, söz konusu dönemde de Kumanların ana gücünün Tuna nehrinin kuzey bölgesinde bulunduğunu gösterir. Bizans İmparatoru, 1190’da Kumanların yaklaştığını duyar duymaz Tırnova etrafındaki askerini geri çekerek Hemus’tan geri döner. İmparator, 1191 yılının baharında gene Filibe yakınlarında Kumanlara rastlamış, 1198 (veya 1199) yılın baharında yeni Bulgar Çarı Kaloyan’ın (1197-1207) askerî güçleri çok sayıda Kuman birlikleriyle Konstantinopolis’e kadar varmıştır.

Kumanlar, Kaloyan’ın beş senelik seferi sırasında Makedonya’ya sızmış ve Bulgar güçleriyle birlikte Trakya’yı harap etmişti. IV. Haçlı Seferi (13 Nisan 1204) sırasında Konstantinopolis’in ele geçmesinden sonra (Böylece Graf Balduyin Flandırski’nin Latin İmparatorluğu kurulur.) 14.000 bin Kuman süvarisi Kaloyan’ın Edirne’deki (15 Nisan 1205) büyük zaferine yardımcı olmuşlardır. Kaloyan, Mayıs ayının sonuna kadar savaşı sürdürmüş ve bundan sonra Kumanlar güneyde daha fazla kalamadıkları için geri dönmüşlerdir. Onlar ertesi yılın ilkbaharında (1206) yeniden Bulgar müttefiki olarak Trakya’ya gelmiş ve burada birçok şehri harap etmişlerdir. Kumanlar, 1207 yılının ilkbaharında Adrianopolis’in kuşatmasında yer almışlardır. Bu kuşatma Nisan’ın sonuna kadar sürmüş ve sonra göçebeler geri toplanmışlardır. Bu durum, şehrin teslim olmaya hazır olduğu bir anda Kaloyan’ı geri çekilmeye zorlamıştır. Kumanlar, Selanik’in kuşatılması sırasında (1207) yeniden Bulgar çarının ordusunda yer almışlardır.

Kumanların başında Manastır (< manastır?) vardı. Aynı şahıs Kaloyan’a karşı yapılan suikastta da yer almıştır. Robert de Clery’nın yazdıklarına göre iki yıl önce Latinlerle yapılan görüşmelerde Bulgar elçilerin yanı sıra Kuman önderlerin de yer almalarına rağmen, Selanik kuşatması sırasında Manastır’ın çadırı (şatra) çarın çadırı bitişiğinde bulunuyordu. Böyle bir şey ancak bir Bulgar komutanı için mümkündü, müttefik kuvvetlerin önderi veya kiralık bir komutan için değil. Büyük ihtimalle Manastır’ın askerleri daha uzun bir süre için (veya temelli olarak) Bulgar topraklarında kalıyordu, kendisi de çardan sonra gelen başkomutan pozisyonundaydı. Bu durum, Kaloyan’ın adı bilinmeyen bir “İskit” Prensesi (Kuman) ile yaptığı evliliğiyle açıklanabilir. Bazı tarihçilere göre bu kadın, Bulgar kilise defterine (Sinodnik) kaydedilen Ana-Anisya ile aynı kişidir.

Kaloyan’ın ölümünden sonra yeğeni Boril çarın dul karısıyla evlenerek, çarlığını resmileştirmiş, Kumanlar ise Bulgaristan’ın siyasî hayatında yer almaya devam etmiştir. Kumanlar, Çar Asen’in reşit olmayan oğullarını İvan Asen’i ve Aleksandır’ı “Rusların topraklarına” varmadan önce gizli olarak Tuna’nın kuzeyine geçirerek (yani Kumanya’ya) misafir etmiştir.

İlk başta Kumanlardan oluşan müttefik birlikleri, yeni çarın savaşlarında yer almaya devam eder, ancak fazla zaman geçmeden ilişkilerde bir soğuma başlar. Boril’in uğradığı başarısızlıklar, boyarların memnuniyetsizliği ve 1213’ün sonu veya 1214’ün başında Boril’in Kuman kökenli olan çariçeyle ayrılmış olması ve Latin İmparatoru I. Anri Flandırski’nin yeğeniyle evlenmesi, bu soğukluğu hazırlayan bazı nedenler olabilir. Kumanlar yavaş yavaş çardan uzaklaşmaya başlar. 1211 veya en geç 1213/14 yılında Vidin’de adları bilinmeyen, Boril’in “dört akrabası”nın isyanı başlar ve söz konusu isyan Karaç ve başka iki Kuman komutanın güçleri tarafından desteklenir. Bu isyan yalnızca Macarların yardımıyla bastırılabilmiştir. İsyanın, Asen’in oğlu iktidara gelmeden birkaç yıl önce başlayan Boril ve II. İvan Asen arasındaki savaşla bağlantılı olma ihtimali vardır. Yani Kumanlar ve Boril’in “akrabaları”, aslında kendilerine göre gerçek mirasçıları saydıkları Asen (ve Bonyak) dinastisinin temsilcisini desteklemiştir.

Bulgar tahtına aday olan şahıs, Kumanlar tarafından kontrol edilen topraklardan geçerek ülkesine döner. O “İskitlerin” (Kumanlar) veya “ipsiz sapsız Ruslar”ın yardımıyla Tuna’ya doğru yönelir. Bizans tarihçisi Georgios Akropolites’in belirttiğine göre, II. İvan Asen (1218-1241) iktidara geçtikten sonra her zaman bu “İskitlere” güvenebilirdi ve “onlarla birlikte istediği güçlere saldırabilirdi”. Söz konusu çar, 1230 yılında Selanik (Epir) İmparatoru Teodor Angelos Komnenos’la yaptığı savaş sırasında Kuman yardımını kullanıyordu. Daha sonra da Kuman yardımından yararlandı.

İvan Asen diplomasi ve askeri baskısını birleştirerek akıllıca bir siyasetle Bulgar Devleti’nin Çar Simeon dönemindeki büyüklüğünü yeniden sağlayabildi. Bulgaristan yeniden üç denize açılıyordu, yöneticisi “Bulgarların ve Yunanların Çarı” (1230) unvanına sahipti. İki yüz yıllık bir aradan sonra da Bulgar Patrikhanesi (1255) yeniden kurulmuştu.

İvan Asen’in çarlık dönemi, Cengiz Han’ın yükselişinden sonra ortaya çıkan Avrasya’daki büyük hareketlenmenin ve Moğol İmparatorluğu’nun kurulmasına denk gelir. Bu çerçevede etnik katmanlar karışır ve batıda Rusya ve Macaristan’a veya güneyde Balkanlara doğru Kumanların büyük göçleri gerçekleştirilir. 1219’da Cengiz Han Harezm’e karşı seferine başlar, 1221-1222’te ise, Moğollar Avrupa’nın kapılarını çalar. Cebe ve Subuday tarafından yönetilen Kuzey Kafkasya’daki küçük bir ordu, Alanların ve Kıpçakların güçler birliğini bozguna uğratır, sonra Kıpçak topraklarını harap eder ve Kırım’a kadar gelir. Büyük ihtimalle o sırada Danilo Kobyakoviç ve Rusların “Tüm Kıpçakların en büyüğü” olarak kabul ettikleri Yuriy Konçakobiç ölür. Galitsiya Prensi Mstislav, kayınpederi olan Kutyan Sutoeviç ile birlikte kurtulanlar ise Ruslardan yardım ister. 31 Mayıs (16 Haziran) 1223 veya 1224’te Kalka nehri yakınlarında yapılan savaş sırasında birleşen Rus-Polovek güçleri büyük bir yenilgiye uğrar. O an için Moğollar geri çekilir (1237’de Avrupa’ya karşı sefere başlarlar), ancak Kalka yakınlarında gerçekleşen yenilgi ile bozkırdaki Kıpçak gücü sona erer. Macar Kralı II. Stefan (İstvan), hemen bu sıralarda bir grup Kuman göçmeni muhacir olarak Macaristan’a kabul eder. Moldova’ya göç eden Borz Han’ın (Borç, Burc) 15.000 Kumanı 1227’de Gran Başpiskoposu Robert tarafından vaftiz edilmiş ve Milkov’daki Tatar istilâsı sırasında yıkılan ayrı bir Kuman Piskoposluğu’nun kurulmasına (yaklaşık 1229) neden olmuştur. “Rex Cumaniae” unvanını da alan Kral IV. Bela’nın (1235-1270) iktidarı sırasında başka göçebe guruplar da Macaristan’a sığınmıştır. Çar, Kumanları ülkenin farklı bölgelerine yerleştirir ve yalnız yönetici sülâlesini saraya yakın bir yerde, yani Peşt’te bırakır. Göçebelerin Macaristan’a gelmeleri, Moğolların yeni istilâsı sırasında Kırım’daki Kumanların total yenilgisine bağlıdır. Moğol istilâsı sırasında, yaklaşık 1238’de Köten Han (Kuthen) halkından sağ kalanlarla (40.000 çadır) Macaristan’a göç etmiştir. Oraya gidenler Katolik olur, Köten Hanın kızı da Veliaht İstvan’la (V. Stephan) evlenir.

“Birkaç bin kişilik Kumanlardan” (10.000 kişi) oluşan başka bir göçebe grubu, 1237 yılının yazında II. İvan Asen’in karşı çıkmasına rağmen Tuna’yı geçmiş ve Çar onları Doğu Trakya’ya yerleştirmek zorunda kalmıştır. Bu Kumanlar, Meriç nehrinin güneyine Ionas Han’ın (Yunus?) önderliğinde yerleştiler ve 1240’ta Latin İmparatoru II. Balduin’le birleştiler. Bir yıl sonra, yani Han’ın ölümün ardından yönetim ortağı olan Soronius, halkıyla Nikey İmparatorluğu’nun tarafına geçti. III. Yohannes Dukas Vatatzes (1223-1254) yeni gelenleri, Trakya, Makedonya ya da Anadolu’nun sınır bölgelerine yerleştirdi. Onlardan, Bizans tarihinin birçok olayında yer alan güçlü bir kolordu oluşturdu. Dinastilerin üyeleri arasında Kleopa (Soronius?) “İskit”in dışında, babası VIII. Michael Palaiologos’un (1259-1282) akrabasıyla evlenen Sirgian’dan (Sitzigan) da söz edilir.

Söz konusu Kumanların bir bölümü, Bulgar topraklarında kalmış olabilir. XV. yüzyıla ait Osmanlı belgelerine göre Akdeniz Trakyasında, adları Türk olan (belki de Kuman) Hıristiyanlar yaşıyordu. Bulgaristan’ın kuzeybatı bölgesine 1241 ‘in ilkbaharında daha fazla Kumanın yerleşmiş olması lâzım. Bu sıralarda, Han Köten’in öldürülmesinden sonra onu destekleyen ve akrabaları olan (Terter-oba sülâlesinin üyeleri) Bulgaristan’a sığınmışlardır. Köten’e karşı düzenlenen suikastın arkasında yerli aristokrasinin (Alman aristokrasinin de dahil olmak üzere) zedelenmiş çıkarlarının yattığı sanılıyor, ancak eğer Batu Han’ın, kendisine ait köleler olduklarını öne sürerek Macar Kralı’ndan Kumanların kendisine verilmesini istediğini kabul edecek olursak, suikast hazırlayanların, hanı öldürdükten sonra Moğol tehlikesinden kurtulabileceklerine inanmış olduklarını düşünebiliriz. Aksi halde 1241 yılının Mart ayında Moğollar, Macar sınırına ulaştıkları zaman, böyle bir şeyin yapılması zor açıklanabilir. Kumanlar, Hanlarının ölümü üzerine Güney Macaristan’ı tahrip ederek intikam alır, sonra da Batu’nun istilâsından önce Balkanlar’a göç ederler. Batu’nun çekilmesinden sonra IV. Bela onları geri davet eder ve 1246’da Bela’nın Avusturya Hertsogu II. Friedrich’le yaptığı savaşta yer alırlar. Bir sene sonra IV. Bela, oğlunu, yani Macaristan’ın müstakbel Kralı V. Etien’i (1270-1272) Kuman Hanı’nın kızıyla evlendirir ve buna bağlı olarak Kumanlar sadık kalacakları konusunda ant içer. IV. Bela, 1264-1265 yıllarında, diğer oğluyla ve Köten’in kızıyla evli junior Rex-Stephan’la yaptığı savaş sırasında Kumanların yardımından yararlanır.

Ancak görünüşe göre, tüm Kumanlar Macaristan’a dönmez. Onlardan bir kısmı, Balkanlar’da kalmayı tercih eder. Daha geç döneme ait Macar kaynaklarına göre, yönetici olan Kuman aileleri arasında şunlar vardır: Çertan, Ulaşoba (Ulaşeviçi), Burçoba (Burçeviçi) ve Koloba (Kolobiçi). Onlar arsında Tertoroba; yani Köten’in ait olduğu Terteroba sülâlesi yoktur. Bu durum, Köten’e doğrudan bağlı olan Kumanların Bulgaristan’a göç ettiklerini (ve kaldıklarını) gösterir. Belki de I. Georgi Terter’in babası, bu Kumanlardan geliyordu. I. Georgi Terter, öldürülen Kuman yöneticisinin kardeşi, oğlu veya yeğeni ya da en azından aynı dinastinin üst düzey tabakasından gelen bir insan olabilir.

Asen Dinastisi’nin çöküşünden sonra I. Georgi Terter’in Çar olarak seçilmesi, yalnız şahsi değerlere değil Bulgaristan’daki tüm Kumanların başında olduğu, III. İvan Asen’in (1279-1280) kız kardeşi olan Kira Mariya ile evli olduğu için de mümkün olmuştur. Aynı zamanda da Terter-oba’nın mirasçısı olarak en önemli komşu yöneticileri ile akrabalık bağı vardı; Han Köten’in torunu ve Macar Kralı IV. Ladislav Kün ile (1272-1290) olduğu gibi Sırp Kralı Andronikos Dragutin (1276-1282) ve Bizans Veliahtı II. Palailogos (1282-1328) da Kral Lâszlö’nun kız kardeşleriyle evliydiler. Kuzeybatı Bulgaristan’a yapılan göçebelerin bu toplu göçleri yüzyılın sonuna doğru bölgedeki Kuman aristokrasisinin yoğun varlığını da açıklar. Bu varlık, yalnızca farklı boyarların isimlerinde değil, Osmanlı varlığının ilk yüzyıllarında aktif olarak kullanılmaya devam edilen birçok toponim ve antroponimde de kendini gösterir.

İvan Asen’in ölümü yaklaşık olarak Terter Dinastisi’nin göçüne ve bir kolları Tuna’nın güneyine geçen Macaristan ve Polonya’dan dönen Moğolların geri dönüşüne rastlar. Bu olayların büyük yöneticisinin ölümüyle direkt olarak bağlantılı olması mümkün değildir, ancak onun ölümünden sonra Bulgar Çarlığı, bir zamanın büyük imparatorluğunun gölgesinden başka bir şey değildir. II. İvan Asen’in yeğenleri I. Kaloyan (1241-1246) ve Mihail Asen’in (1246-1257) geniş toprakları komşularına kaptırmış olmasıyla (formal bile olsa) Altınordu’ya bağımlı olmuştur. Çar Konstantin Asen Tih (1257­1277) döneminde Tatarlar o kadar rahat bir şekilde ülkenin dört bir yanında dolaşıyordu ki, bu durum ülkenin ekonomik krize girmesine, isyana ve Çar olarak ilân edilmiş halktan gelen İvaylo’nun Bizans Devleti tarafından desteklenen III. İvan Asen ile savaşmasına neden olur. Bu karışık zamanlarda ülkenin kuzeydoğu bölgelerine başka Kumanların yerleşmesi ihtimali de vardır. Kumanlar, Nogay’ın Tatar savaşçılarından bir kısmı olabilir, çünkü Altınordu da Kuman-Kıpçak halkının büyük bir bölümü kalır. Bu halk İslâm’ı kabul ettikten sonra ve başka birçok faktörün etkisiyle XV. yüzyıldan sonra Doğu Avrupa’daki Türkçe konuşan yeni halkların temelini oluştururdu.

Kumanlar, I. Georgi Terter’in (1280-1292) iktidarda kalmasından sonra Bulgar Devleti’nin işlerinde daha büyük rol oynamaya başlar. Kumanlar, yalnız askerî birliklerde yer almıyor (Tatar, Alan ve Ruslarla birlikte Çar Ordusunda veya paralı asker olarak görev almıyordu) aynı zamanda aristokrat bir çevreye de sahiptiler. Söz konusu yöneticinin akraba ve yakın çevre temsilcileri önemli görevlere getirilirdi. Bunların kökeni daha çok Kumandı. Bunlardan bazıları, Kırım bölgesinin yöneticisi Terter’in kardeşi Aldimir (Eltimir), Vidin bölgesinin Şişman (son Bulgar Orta Çağ Dinastisi’nin kurucusu) ve Dobruca’nın yöneticisi Balik’in babası ve Şişman’ın kardeşi Belaur, Braniç Prensleri (Durman ve Kudelin Kardeşleri) ve de Han Nogay’ın topraklarından olan, kendilerine ait kiralanmış birliklere sahip birçokları idi.

Zamanla Macaristan, Bizans İmparatorluğu, Rusya, Moldova-Ulahya, Altınordu, Mısır ve saire yerlerdeki Kumanların torunları bulundukları şartlara entegre oldukları gibi, bunlar da Bulgarlaşmıştır. Bu süreç, aristokraside daha çabuk gerçekleşiyor gibidir. Oysa alt tabakalarda asimilasyon daha yavaş ve daha uzun bir süre içinde gerçekleşiyordu. Bu nedenle Osmanlılar Balkanlar’a geldiklerinde eski Peçenek, Uz ve Kumanların torunlarından oluşan kitlelerle karşılaştılar. Bunlar Türkçe konuşan bir ortamda büyük ihtimalle Anadolu’dan gelen Türk kolonistlerle birleşti. Bu arada Kuzeydoğu Bulgaristan’ın halkı, XIV. yüzyılın başında gerçekleşen Beyazid oğulları arasındaki mücadelede Taht adaylarından birini destekliyordu. Büyük Osmanlı gezgini Evliya Çelebi ise, XVII. yüzyılda Kuzeydoğu Bulgar topraklarını Uz Eyaleti olarak değerlendirir ve yerli Türk halkının özelliğine dayanarak, ona “Çitak” lakabını verir.

Doç. Dr. Valeri Stoyanov

1 2 3 4 5 654 655